"Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar... Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar..."

Şehir demokrasisi gidiyor. Diktatörlük geliyor.




Usta Belediye Başkanı’ndan çığlık!..



'Necati DOĞRU '

İÇİNİZDE iyi niyetli, saf yürekli, ezberlere inanan bazı okurlarım “Usta Belediye Başkanı” etiketini okuyunca “olsa olsa İstanbul Belediyesi’ni yöneten Tayyip Erdoğan’dır” diye düşünmüş olabilir.

Belediye uzmanı değilim.
Şehircilik eğitimim yok.
 

Kentleşme üzerine doktora yapma şansım olmadı.
 

Ancak “Dünya şehirciliğindeki gelişmeleri karşılaştırmalı olarak incelemiş doktora sahibi uzmanlarla” görüşürüm, konuşurum, bilgi sorarım.
 

Onlar söylüyor.
 

Eskişehir’i her seçimde oyunu artırarak (1999’da yüzde 44-2004’te yüzde 45-2009’da yüzde 53) seçilen ve 3 dönemdir kenti yöneten Yılmaz Büyükerşen, “ustaların ustası belediye başkanı” unvanıyla tarihe yazılacaktır.
Bozkırda mucize yarattı.
Orta Anadolu bozkırında “Amsterdam, Venedik, Paris, Londra, Vencouver ölçülerinde” ve onları da geçen bugünkü Eskişehir’i yeni baştan kurdu.

* * * * *
Bir hafta sonu gidin.
Göreceksiniz.
Eskişehir’in ortasından akan
Porsuk Nehri’nin yatağı temizlenmiş, taş döşenmiş.
Nehrin iki yanı bin bir çeşit çiçek, hoş bitki, güzel ağaçla bezenmiş.
Nehre bağlanan kanallar.
Büyük göletler, göletlerde yelkenliler.
Geniş, bakımlı, temiz caddeler.
Caddelerinde hafif raylı sistemler.
Ferah meydanlar, meydanlarında heykeller. Büyük bulvarlar, bulvarlara renkli kaldırım taşlarıyla bağlanan sokaklar…
Pis bir betonlaşmaya kurban edilmemiş yaşanılır konutların dizildiği mahalleler.
Parklar.
Tertemiz oteller.
Üniversiteyle bütünleşmiş kent kültürü:
Opera ve tiyatro binaları, müzeler.
Bilim, sanat, kültür parkları.
Açık ve kapalı havuzlar.
Yaz okulları, spor alanları, sağlıklı yaşam merkezleri, sosyal hizmet binaları, yoksula aşevleri ve geceleri ışıklandırılmış camileri…
Belediye malını, şirketini, arazisini, mülkünü özelleştirme yoluyla satmadan, yüksek borçlara batmadan, yolsuzluk, kayırma, belediyeye yandaş doldurma yapmadan Eskişehir’i böyle bir kent haline Yılmaz Büyükerşen getirdi.
Usta belediyeci ona diyorlar.

* * * * *
İşte bu usta!
Şimdi çığlık çığlığa.
Bağırıyor, uyarıyor.

Ankara’da hükümetin hazırladığı “Büyükşehir Belediyeleri Yeni Kanun Tasarısı” ülkemizin kentleşmesine, kent bilincinin yükselmesine, borçsuz, rantsız, hastalıksız fakat rüya gibi, hülya gibi sorunsuz, sağlıklı, yaşanabilir kentlerin doğmasını baltalayacak diyor.
Bu tasarıyla:
Kentlerin halk odaklı yapısı gidiyor.
Kentlere “Tek Adamlık” geliyor.
Şehir demokrasisi gidiyor.
Diktatörlük geliyor.
Saydamlık, katılımcılık gidiyor.
Hesap verebilirlilik buharlaşıyor.
Kentler vatandaş odaklı olmaktan çıkartılıyor.
Türkiye’de yerel yönetim anlayışı boğazlanıyor, kent yönetimleri merkezi yönetim otoritesine vidalanıyor.

* * * * *
Kent Yatırımlarını İzleme ve Koordinasyon Merkezi Kurumu, şehrin valisine yani 1 kişiye bağlanıyor.
Merkezden müdahale ve denetleme yetkileri artırılıyor.
Halkın seçtiği Belediye Başkanı.
Ankara’dan atanan Vali.
İkisi birbirine vurduruluyor.
Çağdaş belediyecilikte SUBSIDIARY (hizmette yerellik, hizmette halka yakınlık) diyorlar, bu tasarıyla bitiriliyor.
Büyükşehir belediyelerinde bugün 56 milyon insan yaşıyor.
Yine bu tasarıyla belediye hizmetlerinde etkinlik, koordinasyon, kalite yükseltmek, daha az para ile daha çok hizmet götürmek imkanları budanıyor.
Bozkırda mucize yarattı.
Büyükerşen usta çığlığıyla Meclis’i “Bu tasarıyı görüşürken lütfen çok dikkatli olun” diye uyarıyor.





İşte o zaman, kaçacak delik bulabilecekler mi?







Kaçacak delik arayacaklar!



'Arslan BULUT '

Hükümet, Genelkurmay Başkanlığı üzerinden aldığı bir kararla, Güney Doğu Anadolu’ya sevk edilen veya bu bölgeden memleketlerine dönen askerlerin hava yolu ile taşınmasına karar verdi. THY, askerleri maliyetine taşıyacak. Bu maliyeti de Genelkurmay Başkanlığı karşılayacak.
 

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, askerlerin hava yolu ile sevkiyatıyla ilgili olarak, THY dışındaki firmalardan da destek istediklerini belirterek, “Bu çağrımıza hava yolu şirketleri olumlu karşılık verdi. Devlet Hava Meydanları İşletmesi ile diğer hava alanı işletmecileri de kendi hizmet bedellerini almayacağını ifade etti. Uygulama önümüzdeki günlerde başlayacak” dedi.

***

Bu uygulamadan sonra Güneydoğu’ya giden memurlar da aynı haktan yararlanmak isteyecektir. PKK, araçları durdurarak kimlik kontrolü yapmıyor mu? Özellikle öğretmenleri kaçırmıyor mu? Dolayısıyla Anayasa’nın eşitlik ilkesi gereği her kamu görevlisi bu haktan faydalanmak istemez mi? Bu durumda, hükümet, Güneydoğu’nun karasal alanının, PKK hakimiyetinde olduğunu ilan etmiş olmuyor mu? PKK’nın henüz havada bir gücü yok ama, hava alanlarına saldırı yaparak, silahsız askerlere yönelik eylemlerine devam edebilir.
 

Ayrıca, Rusya Genelkurmay Başkanı General Nikolay Makarov’un son açıklaması, PKK’nın da yakında havada eylem yapabileceğini gösteriyor. ABD’yi Suriye muhalefetine silah sağlamakla suçlayan Makarov, ellerinde, aralarında Stinger uçaksavar füzelerinin de bulunduğu silahların ABD tarafından gönderildiğini gösteren deliller bulunduğunu söyledi.
 

ABD, PKK’ya doğrudan Stinger vermese bile, PKK, isyancılardan bu füzeleri edinebilir. Zaten Suriye’nin kuzeyinde PYD üzerinden PKK hakimiyeti vardır. PKK, Stinger füzeleri ile Türk savaş uçaklarına veya sivil uçaklarına yönelik saldırı yaparsa ne olacak?
 

Demek ki, savunmaya, korunmaya yönelik tedbir almak çözüm değil. Tehdidi ortadan kaldırabiliyor musunuz; mesele budur..

***

ABD, PKK’nın ortadan kaldırılmasını istemiyor. Bu çok net.. Türkiye’nin Kandil’e kara harekatı yapması tartışılırken, ABD Büyükelçisi’nin, Murat Karayılan’a yönelik nokta operasyon önermesi de Türk kamuoyunu etkilemeye dönüktür. Çünkü, ABD, uzun zamandan beri, Türkiye’ye PKK’nın taleplerini dayatmaktadır. ABD ve AB’nin talepleri, Türkiye’nin karşısına PKK talepleri olarak çıkmaktadır. Kaldı ki ABD’nin Usame bin Ladin’i öldürdüğüne dair hiçbir delil yoktur. Cesedi denize attıklarını söylemişlerdir ki bu masala dünyada kimse inanmamıştır.. Ayrıca bir kişiyi öldürmekle bir terör örgütü ortadan kalkmaz..
 

Nitekim MHP Genel Başkan Yardımcısı Tunca Toskay, arkadaşımız Fatih Erboz’a “ABD’den ve AB’den yetkililerle görüştüm. Ziyarete geldiler bir görüşmemiz oldu. ABD’liler genellikle Kürt sorunu olarak tanımladıkları bizim ise terör sorunu dediğimiz sorunun anayasa ile nasıl çözüleceğini merak ediyorlar. Bu konuda anayasada her hangi bir düzenleme olacak mı, olmayacak mı partimizin bu konuda görüşlerinin ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorlar. MHP, onların beklentilerine uygun şablona hareket edecek mi, etmeyecek mi tek merakları bu. Partiniz bu konuda ne yapacak sorusu üzerinde yoğunlaşıyorlar. Kürt sorunu dedikleri çözüm şablonuna MHP’nin yatkın olup olmadığını anlamak istiyorlar. Bunu öğrenmeye çalışıyorlar” dedi.
 

Yine Anayasa Komisyonu’nda bulunan MHP Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk de kendisi ile görüşen Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği Baş Müsteşarı Bernard Chappedelaıne’e “Siz işimize karışmasanız,çok daha rahat anayasa yapacağız” dedi.

***
Sonuç olarak, AKP iktidarı, PKK ile topyekûn mücadele etmek yerine, bölgeye sevk ettiği askerleri hava yolu ile taşıyacağını açıklamak suretiyle, bölgede psikolojik üstünlüğü PKK’ya vermiştir. ABD ve AB de PKK’nın taleplerini seslendirerek, Türkiye üzerinde baskı yapmaktadır. Komisyonda ise AKP ve BDP, Anayasa’dan Türklük tanımının çıkarılmasını istemektedir.
 

Türk milleti bir bütün olarak bu gerçeklerin ne anlama geldiğini gördüğü zaman belki geç olacak ama o zaman bu politikaların mimarları kaçacak delik arayacaktır..


Yeniçağ
 
 

Sendikada Malı götürmenin El Kitabı!

Öğrendiğimize göre ünlü bir sendikacının kızının banka hesaplarında 20 milyon $ varmış. Bu genç kadın ABD vizesi almak için Ankara’daki büyükelçiliğe başvurmuş. Kara para araştırılması yapılırken banka hesapları ortaya çıkmış ve ilgili büyükelçilik görevlisi çok şaşırdığı için konuyu iletişim içinde olduğu bir gazeteciye aktarmış...



ÜNLÜ SENDİKACININ KIZININ BANKA HESAPLARI


'Ali Rıza ÜÇER '

Sendikal camiayı yakından tanıyan uzmanlardan biri olan değerli iktisatçı/araştırmacı/çalışma ilişkileri uzmanı Yıldırım Koç‘un yazısından (http://www.ilk-kursun.com/haber/124083) öğrendiğimize göre ünlü bir sendikacının kızının banka hesaplarında 20 milyon $ varmış. Bu genç kadın ABD vizesi almak için Ankara’daki büyükelçiliğe başvurmuş. Kara para araştırılması yapılırken banka hesapları ortaya çıkmış ve ilgili büyükelçilik görevlisi çok şaşırdığı için konuyu iletişim içinde olduğu bir gazeteciye aktarmış, gazeteci de Yıldırım Koç’a..

Koç’un yazısında bazı ipuçları var:

1-Genç kadının babası ünlü bir sendikacı, işçilikten gelme, annesi ev kadını.
 

2-Lise mezunu olan genç kadın muhtemelen babasının hatırına bir başka sendikanın muhasebe biriminde çalışıyor.
 

3-Yıldırım Koç’a bu bilgiyi aktaran gazeteci Amerikan Büyükelçiliğindeki görevliyle bir kokteylde bu ünlü sendikacıyla ilgili bazı bilgileri kahkahalarla paylaşıyor ve şaraplarını içiyor.
 

4-Sendikacı aile, halkının uyanıklığı ile ünlü olan bir bölgeden geliyor. Kayseri fıkraları gerçekten ince bir mizahın ürünüdür.
 

5- Genç kadının ayrıldığı kocası bir süre önce bu gazeteciye geliyor ve ayrıldığı eşinin banka cüzdanlarının fotokopisini gösteriyor. Gazetecinin tüm ısrarlarına rağmen fotokopileri gazeteciye vermiyor. Bu şantajı karşılığında ünlü sendikacının ailesinden 300 bin lira alıyor ve artık konuşmuyor. Çok değerli bir fotokopi demeti gerçekten, lüks bir ev fiyatına pazarlıyor eski damat, eski kayınpederine.

Sahi, Kayseri’li (muhtemelen bir ilçesinin bir köyünden) bu ünlü sendikacı kim olabilir? Sendikal camiayı yakından bilenler bize bu konuda yardımcı olabilir mi? Memleketi Kayseri olan dostlarımız da yardımcı olabilir.

**
 

Çalışanların haklarını hızla kaybettiği, sendikaların eriyerek yok olduğu böylesi bir dönemde profesyonel yozlaşmış sendika yöneticilerinin suskunluğunun ve işbirlikçi tavrının arkasındaki nedenler ayan beyan ortada. Bu konuda Yıldırım Koç’un Epos yayınevinden çıkan “Sendikada Yolsuzluk Yapmanın El Kitabı” nı okumanızı öneririm. Bu kitap nedeniyle huzuru kaçan sendika ağaları Yıldırım Koç ve Epos Yayınevine dava üstüne dava açıyor. Toplam 70 bin liralık tazminat davaları ve ceza davaları. Koç ve yayınevi sahibi Mustafa Serdar Kayaoğlu işi gücü bırakıp bu davalarla uğraşıyor şimdi.

İlk Kurşun
 

**
Sendikada Yolsuzluk Yapmanın El Kitabı

Sendikaların büyük çoğunluğu büyük mücadelelerin sonucunda kurulmuştur.
Büyük mücadeleler binbir türlü çile ve nice nice bedellerle adım adım örülmüştür. Sendikalarını korumak için mücadele eden sayısız işçi işsiz kalmıştır.

Mücadeleler içinde uzun süren grevler örgütlenmiştir.

İşçiler ve aileleri uzun grevler boyunca açlık ve yoklukla da mücadele etmişlerdir.

Sendikal dayanışma ve hak arama bilincini gösteren işçiler, muhtemel grev günlerinde yeniden yokluk ve acı çekmemek amacıyla para biriktirme bilincini de göstermişlerdir.

Bu nedenle işçi sendikaları, yüzlerce yıl önce sendikalı işçilerden aidat toplamaya başladılar. Sendikalar aidatı,
“Grev, Örgütlenme ve İşçilerin Sendikal Eğitimi”nde kullanmak amacıyla toplamaktadırlar. Başka bir amaçları olamaz. Ya da olmaması gerekir…

Ama bu kitap, işçilerin emeklerinin bir parçası olan aidatların zaman zaman bazı kötü niyetli kişilerce tamamen amaç dışı ve lüks biçimlerde harcandığını gösteriyor.

Elinizde bulunan kitap “dışarıdan” gelen saldırı ve baskılara karşı sendikalarını savunmak için çaba gösteren işçilere, bu mücadelenin kendi öz örgütlerini “içeriden” kemiren kurtlara karşı gerçekleştirilecek mücadeleden ayrı yürütülemeyeceğini hatırlatmayı amaçlıyor.




'AKpaba'lara karşı 20 Ekim'de alanlara çıkıyoruz'

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, 20 Ekim'de eş zamanlı olarak bir çok kentte “Savaşa, ölümlere, açlığa, yoksulluğa, işsizlik ve zamlara karşı” alanlara çıkıyor.
'AKpaba'lara karşı 20 Ekim





DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'tan yapılan ortak açıklamada 20 Ekim'de eş zamanlı olarak bir çok kentte “Savaşa, ölümlere, açlığa, yoksulluğa, işsizlik ve zamlara karşı” eylemler düzenleceği kaydedildi.

4 sendika ve meslek örgütünden yapılan açıklamada şöyle denildi:


“Ülkemiz AKP yönetiminde her geçen gün derin bir karanlığın içine itilmektedir. Halka daha fazla baskı ve sömürüden başka bir şey sunmayan AKP hükümeti, her zaman olduğu gibi yine emekçilerin aşına, işine göz koymakta, insanca yaşam koşullarını ellerinden almaktadır. Daha fazla sömürü ve kar peşinde koşan bir avuç zorbadan ibaret küresel sermayenin talepleri ile emekçilerin sırtındaki yük her geçen gün katlanmaktadır. AKP hükümeti eli ile dayatılan bu uygulamalar, elektriğe, doğalgaza, ulaşıma yapılan zamlarla birlikte artık tahammül edilmesi mümkün olmayan bir noktaya gelmiştir.

Adaletsizliğe, haksızlığa, işsizliğe, pahalılık ve yoksulluğa karşı ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların sesi artık bir çığlığa dönüşmektedir. KESK, DİSK, TMMOB ve TTB, SAVAŞ ve ÖLÜM'E, AÇLIĞA, YOKSULLUĞA, İŞSİZLİĞE ve ZAMLARA karşı “Zamlara, İşsizliğe, Yoksulluğa, Savaşa Son” sloganıyla eşitlik, adalet, demokrasi, barış ve insanca bir yaşam için 20 Ekim'de ülkenin her yerinde alanlarda olacak.”

EYLEM PROĞRAMI
KESK-DİSK-TMMOB-TTB ortak organizasyonunda 20 Ekim Cumartesi günü yapılacak tüm il ve ilçelerdeki yürüyüş ve basın açıklaması programı şöyle



ANKARA:
Toplanma yeri: Kolej
Toplanma saati: 13.30
Basın Açıklaması: Sakarya Meydanı
Saat: 14.00


İSTANBUL:
Toplanma yeri/Basın Açıklaması: Taksim Tramvay Durağı
Toplanma saati: 12.30


BOLU:
Toplanma yeri: AKBANK önü
Toplanma saati:14:00
Basın Açıklaması: AKBANK önü
Saat: 14.00


MALATYA:
Toplanma yeri: Eğitim Sen önü
Toplanma saati:13:00
Basın Açıklaması: Soykan Parkı


EDİRNE:
Toplanma yeri: Belediye önü
Toplanma saati:14:00
Basın Açıklaması: PTT önü
Saat: 14.00


SAMSUN:
Toplanma yeri: ÇİFTLİK Süleymaniye Geçidi
Toplanma saati:13.00
Basın Açıklaması: Konak Sineması önü
Saat: 13.00


GİRESUN:
Toplanma Saati:13.00
Basın Açıklaması: Giresun - Atapark

ANTALYA:
Toplanma yeri: Üçkapılar önü
Toplanma saati:16.00
Basın Açıklaması: Attalos
Saat: 16.00


ŞIRNAK:
Toplanma yeri/Basın Açıklaması: Cumhuriyet Meydanı
Toplanma saati:13.00


ÇORUM:
Toplanma yeri/Basın Açıklaması: Ptt önü (Saat Kulesi)
Toplanma saati:12:30 da


TRABZON:
Toplanma yeri: Ptt önü
Saat: 13.00
Basın Açıklaması: Atatürk Meydanı


MERSİN:
Toplanma yeri: Özgür Çocuk Parkı
Saat: 14.00
Basın Açıklaması: Taş Bina önü
Saat: 15.00


GÜMÜŞHANE:
Toplanma yeri/Basın Açıklaması: Eğitim Sen Gümüşhane Şube
Saat: 14.00


KOCAELİ (İZMİT):
Toplanma yeri: Belediye İş Hanı
Saat: 16.00
Basın Açıklaması: İnsan Hakları Parkı 



Yurt




Fethullahçılara suçüstünün bedeli 724 yıl...


Fethullahçılara suçüstünün bedeli 724 yıl... Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok, TSK'daki Fetthullahçıları suçüstü yakaladı. Başlattığı soruşturmada çok önemli itiraf ve delillere ulaşınca hakkında 74 ayrı suçtan 724 yıl hapis cezasıyla dava açıldı. Üçok bugünkü duruşmada cemattin TSK'daki faaliyetlerini belgeleriyle ortaya döktü.


Fethullahçıların TSK mesaisi! F tipi örgüte suçüstünün bedeli 724 yıl



Balyoz davasında 16 yıl hapis cezasına çarptırılan Ahmet Zeki Üçok, Askeri Yargıtay'da görülen davada Fethullah Gülen Cemaati'nin TSK'daki faaliyetlerini belgeleriyle deşifre etti.

Askeri savcı olarak görev yaparken Fethullaçıları suçüstü yakalayan Üçok, bunun bedelini 74 ayrı suçtan 724 hapisle yargılanarak ödüyor.

Üçok, Kayseri'de 3 astsubayın, TSK'dan çaldıkları belgeleri ağabeyleri ile manüpile ederek askeri bilgi sistemine yasa dışı yollarla yüklediklerini tespit etti. 3 Astsubay ışık evlerinde yetiştiklerini ve bu faaliyeti Fethullah Gülen cemaatinin yönlendirmesiyle yürüttüklerini itiraf etti.


İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Üçok duruşmada, bu olayın ardından her yerde takip edilmeye gece gündüz demeden termal kameralar ile resimlerinin çekildiğini, cemaat medyasında peş peşe haberler yayınlandığını anlattı.

Üçok, Türk Subaylarının Beşiktaş Hukuku ile nasıl tutuklandıklarını da gözler önüne serdi. Karargah evleri soruşturmasında Albay Cengiz Köylü'nün tutuklanması üzerine Ergenekon soruşturmasını başlatan savcı Zekeriya Öz'le yaşadığı diyaloğu anlattı.

Ortada tek bir hukuki ve somut delil yokken, Albay Köylü tutuklanınca, Beşiktaş Adliyesi'ne gittik. "Albay'ı niçin tutukladınız, yeni bir delil mi buldunuz" diye savcı Zekeriya Öz ve Fikret Seçen'e sorduk. Zekeriya Öz "Artık birini tutuklayalım dedik" diye cevap verdi.

Üçok, askeri yargının yetki alanınaki soruşturmaların nasıl özel görevli savcılıklarda yürütülmesine nasıl izin verildiğini anlattı.

Hukuki delillerle desteklenen bütün ikazlarım dönemin Genelkurmay Başkanı olan sayın Yaşar Büyükanıt tarafından dikkate alınmamıştır. Bana biz bu işe karışmayacağız denilerek, soruşturmanın Beşiktaş savcılarınca sürdürüleceği bildirilmiş ve soruşturma izni verilmemiştir.

Ahmet Zeki Üçok; Ergenekon, Balyoz, Karargah Evler, Askeri Casuslk gibi davaların TSK'ya karşı Fethullah Gülen cemaati tarafında tertiplendiğini vurguladı.



Ulusal Kanal


89. Yılını gururla kutluyoruz



CUMHURİYETİMİZİN 89. YILI KUTLU OLSUN



AKP'liler şaşkın! İmam hatipler boş kaldı

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer İstanbul'da 73 imam hatip okulunun kontenjanının boş kaldığını ve bu okulların tekrar eski haline getirileceğini açıkladı. Bu açıklama bütün çabalara rağmen halkın imam hatipleştirmeye rağbet etmediğini kanıtladı.


 İmam hatipler boş kaldı


Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer yaklaşık 73 imam hatip okulunu kapatacaklarını açıkladı. Bakan imam hatiplere rağbetin düşük olması sebebiyle birçok okulun kontenjanının dolmamasını "Tüm Türkiye’de imam hatip liselerine kayıtla ilgili tahminlerimizde yanlışlık oldu." şeklinde cevap verdi. 

Fakat 4+4+4 sistemine geçilmesi ile birlikte normal okulların imam-hatip ortaokullarına ve liselerine dönüşmesi ülkenin her yerinde çok sayıda öğrenci ve veli tarafından protesto edilmişti. Bakan'ın yanlış hesapladık açıklamalarına rağmen sürecin başından beri gelen tepkiler ve itirazlar imam hatip okullarına iddia edildiği gibi bir rağbet olmadığının göstergeleri olarak değerlendirildi.

Aslında rağbet yüksekti biz de anlamadık nasıl oldu?
 

Aynı Ömer Dinçer yakın zaman önce de imam hatip okullarına beklediklerinden yüksek rağbet olduğunu iddia etmişti. Bu sene bin 141 imam hatip ortaokulu açıldığını ve 109 bin öğrencinin kayıt olduğunu söyleyen Dinçer, bunların 411’inin imam hatip liseleri bünyesinde bulunduklarını, kalanların ise bağımsız imam hatip ortaokulu olarak açıldığını söyledi. Aynı şekilde 703 imam hatip lisesi açtıklarını ve beklentilerinin üzerinde 125 bin öğrencinin ek kayıt yaptığını ekledi. Bu açıklamasından kısa süre sonra İstanbul'da 73 okula tek bir öğrencinin bile kayıt yaptırmadığı ortaya çıktı.

Seferberlik çare etmedi
 

4+4+4 ile beraber imam hatip okullarına kayıt yaptırılmasını sağlamak amacıyla skandallara varan boyutta çalışmalar yürütülmüştü. Bunun en başında imam hatip okulları dışındaki okullarda okuyan öğrencilere yönelik yürütülen karalama kampanyası geliyor. Artık her gün duymaya alıştığımız "Çocuğunuz imam hatipe gitmesin de terörist mi olsun, anarşist mi olsun?" ezberi süreç boyunca birçok AKP'linin ağzından düşmedi.

Tayyip Erdoğan, 2012-2013 Eğitim Öğretim Yılı açılış törenini Denizli Cedide Abalıoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde yaptığı konuşmada ''Ne zarar gördünüz imam hatip okullarından da bunları kapattınız. Ne yaptı imam hatipliler size de bunları kapattınız. İmam hatip okullarından terörist yetişmediği için mi imam hatip okullarını kapattınız. Anarşistler yetişmediği için mi imam hatip okullarını kapattınız. Vatana hizmet aşkıyla yandıkları için mi imam hatip okullarını kapattınız" sözlerini sarf etmişti.

4+4+4 ile birlikte bütün okulları imam-hatip yapma şansı elimize geçti sözleriyle büyük tepki toplayan AKP Muğla Milletvekili Ali Boğa da bu sayede "Memleketin geleceğini satmayan, inancına saygılı diplomatlar, yöneticiler o zaman bu memleketin başına gelecektir" diyerek diğer okulları karaladı.

Adıyaman Valisi Ramazan Sodan da benzer bir açıklama yaparak dindar gençlik yetiştirme hedeflerinin esas amacını ortaya koydu:
"İmam hatiplilerin teröre bulaştığını, devlete taş attığını görmedik. Kat sayı getirilerek engel konuldu yine de isyan etmediler. Herhangi bir olumsuzluk içerisinde olmadılar. Teröre bulaşan gençlere bakalım, devlete taş atan gençlere bakalım. Bunlara Allah inancı verebilseydik bu gençler olumsuzlukla karşılaşmazdı. Halkımızın okulları bunlar. Ben bu olumsuzlukların geçeceğine inanıyorum. Bu olumsuzlukların düzeleceğini sanıyorum."
Özellikle medya aracılığı ile yürütülen bu kapsamlı çalışmaların yanı sıra imam hatipe kayıt yaptırılmasını sağlamak için başvurulan yöntemler pes dedirtti. Ülkenin birçok yerinde cuma hutbelerinde vaaz verilmesi, müftülüklerin bizzat kayıt çalışması yürütmesi, camı önlerinde kayıt masaları kurulması bu skandallardan bazıları.

Bunun dışında tam bir hukuksuzluk örneği de olan ve Sultangazi'de yaşanan skandal imam hatipleşme için ortaya konan zorbalığı açıkça ortaya koydu. Sultangazi'de puanı yetmediği için Anadolu ya da meslek liselerine yerleşemeyen 100’e yakın öğrencinin, bilgileri dışında imam hatip liselerine yerleştirildiği ortaya çıktı. Bu öğrencilerin arasında bir çok Alevi öğrenci olduğu da kaydedilirken veliler durumu protesto ettiler. Oluşan büyük tepkiler sonucunda Sultangazi İlçe Milli Eğitim Müdürü görevden alındı.

"Sen Türkiye değilsin!"
 

4+4+4 dönüşüm sürecine dair kapsamlı çalışma yürüten TKP'li Eğitimciler yaptıkları çalışma ile imam hatip ortaokullarına beklenen ilginin gösterilmediğini Ağustos ayında ortaya koymuştu. Rağbetin az olması sebebiyle başvurular uzatılmış, zorla kayıtlar alınmaya çalışılmış, hatta daha çok okula öğrenci yayabilmek amacıyla imam hatiplerde kontenjanlar az tutulmuştu.

Yürütülen tüm bu seferberliğe rağmen halk eğitimin imam-hatipler eliyle gericileştirilmesine izin vermedi. Yapılan bütün özendirmeler ve hatta zorlamalar boşa çıktı. Halkın tepkisi ve protestolarıyla bazı okulların imam-hatipe dönüştürülmesi engellenirken bir çok okul da boş kaldı.


Sol Haber

AKP'li Bakan kızına torpille üniversite


Sözcü Gazetesi Yazarı Emin Çölaşan, dün yazdığı yazısında Çalışma Bakanı Faruk Çelik'in kızı Zeynep Çelik'in, "hakkı olmadığı halde" Acıbadem Üniversitesi'nden Hacettepe İngilizce Tıp Fakültesi'ne yatay geçişinin yapıldığını iddia etti.


 Bakan kızına torpille üniversite



Sözcü Gazetesi Yazarı Emin Çölaşan, Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in kızı Zeynep Çelik’in gerekli koşulları taşımamasına ve başvuru süresini kaçırmış olmasına rağmen Hacettepe Üniversitesi Senatosu tarafından Hacettepe Tıp Fakültesi İngilizce Tıp Bölümü'ne yatay geçişinin yapıldığını iddia etti.

Emin Çölaşan köşesinde şunları yazdı:
Sevgili okuyucularım,
ülkede hepimizin gözleri önünde bunlar olurken, bir de hiç bilmediğimiz, ruhumuzun bile duymadığı işler oluyor. İşte size bir örnek: Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in kızı Zeynep Çelik, okumakta olduğu Acıbadem Üniversitesi’nden yatay geçişle Hacettepe İngilizce Tıp Fakültesi’ne alındı. Hacettepe İngilizce Tıp, üniversite giriş sınavında en yüksek puanlı öğrencileri alır. Genelde, sınavı ilk bin kişi içerisinde kazananlar burasını tercih eder. Çok önemli bir olaydır.

Yatay geçiş işi çok zordur. Kuralları AKP’nin arka bahçesi olan YÖK belirler ve sonra da üniversitenin ilgili organlarında karar alınması gerekir.

Burada teknik ayrıntılara girmeyeceğim ve sizlere olayın özünü kısaca anlatacağım.

Zeynep Çelik isimli öğrenci, o seçkin fakülteye yatay geçiş koşullarını taşımıyordu.


Ancak Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü’ne seçilen Murat Tuncer iktidarın adamıydı ve o makama Bay Abdullah Gül tarafından seçilmişti. Kadrosu üniversitede görünüyordu, ancak Sağlık Bakanlığı’nda görev yapıyordu…

Ve Rektör Bey’e bu öğrenci için bir çözüm bulması (!) rica edildi.

Yatay geçiş için öğrencinin üniversiteye belli bir süre içerisinde bizzat başvuruda bulunması gerekiyordu. Başvuru süresi bitti. Rektörlük, bu sürenin bitiminden bir hafta sonra 24 Ağustos günü Üniversite Senatosu’nu acele toplantıya çağırdı. Bu toplantılar çarşamba günü yapılırdı. Başka bir günde toplantı açıldı. Toplantılar kameraya alınırdı, bu kez alınmadı! Daha önce Tıp Fakültesi Yatay Geçiş Komisyonu toplanmış ve bu konuda başvuruda bulunan 13 öğrencinin istemlerini reddetmişti. Bunlardan biri de Zeynep Çelik’ti.


Üniversite Yönetim Kurulu ve yeni kadrolardan oluşan Senatosu bu kararı hiçe saydı ve Zeynep Hanım’ı Hacettepe İngilizce Tıp Fakültesi’ne almaya karar verdi.

Bütün kurallar ve yönetmelikler değiştirildi, daha önce var olan kararlar değiştirildi ve bütün bu yapılanlar sonrasında Zeynep Çelik, Türkiye’nin en yüksek puanla girilen fakültesine haksız bir biçimde ve kendisinden çok daha yüksek puan almayı başarmış olan yaklaşık 200 bin öğrencinin hakları çiğnenerek kabul edilmiş oldu. Üniversite sınavında kendisinden daha yüksek puan almış nice öğrenciler vardı ama geçerli yatay geçiş kuralları nedeniyle bunların Hacettepe Tıp’a girmesi mümkün değildi.

Zeynep hanım bu yolla bir taşla iki kuş vurmuş oldu.

İlki, Türkiye’nin en yüksek puanla girilen ve herkesin kazanma özlemiyle yanıp tutuştuğu Hacettepe İngilizce Tıp öğrencisi olmayı başardı! İngilizce Tıp Fakültesi için bu olanak,puanı, -taban puanın çok daha altında olduğu halde- kendisine sağlandı.

İkincisi, okumakta olduğu üniversiteye her yıl ortalama 40 bin liralık öğrenim ücretini ödemekten ailesini kurtarmış oldu! Bu olayın bütün belgeleri ve alınan kararlar elimde.

Hacettepe Rektörü Murat Tuncer şimdi bu konuda neler olduğunu, üç yıldır izin verilmeyen yatay geçiş için geçerli kuralların başvuru tarihlerinden sonra bile nasıl apar topar değiştirilip altüst edildiğini, üniversite seçme sınavlarında çok daha yüksek puan alan öğrencilere nasıl haksızlık edildiğini açıklamakla yükümlüdür.

Acaba babası Çalışma Bakanı olmasaydı, bu kararlar Zeynep Çelik için yine alınır mıydı?

Eğer üniversitelere, tıp fakültelerine bile siyaset sokulduysa, işler siyasi torpille yapılıyorsa, vay bizim halimize.

Belge de var

Emin Çölaşan'ın yazısına ek olarak, Hacettepe Üniversitesi'nin ilgili yönetim kurulu kararı da üniversitenin resmi sitesinde yayınlandı. http://www.hacettepe.edu.tr/Eklenti/774,yk270812.pdf?0 adresinden ulaşılabilen belgede, Zeynep Çelik'in yatay geçişinin karara bağlandığı görülüyor.






Önce PPK'ya yardım etti dedi sonra AKP'ye aldı!

Erdoğan'ın, 2 yıl önce PKK'yla işbirliği yaptığını söylediği kişiyi iki ay önce partisi'ne kattığı ortaya çıktı.

Erdoğan önce PPK'ya yardım etti dedi sonra AKP'ye aldı





Erdoğan 12 Eylül referandumu mitinglerinden biri için Çorum'da kürsüye çıktı. Tarih 17 Ağustos 2010'du. Erdoğan konuşmasının bir bölümünde sert bir ifadeyle şunları söyledi: "İşte Dörtyol'da bakın kimlerin arabaları kullanıldı ortaya çıkıyor, görüyorsunuz; kimler kimlerle nasıl teknik takiplere takıldı görüyorsunuz."

Erdoğan'ın sözünü ettiği olay 26 Temmuz'da Hatay Dörtyol'da PKK'lı bir grubun 4 polisi şehit etmesiydi. İşte o olayda PKK'lıların kullandığı otomobil Payas Belediye Meclis Üyesi Bestami Kılınç'a ait çıktı. Kılınç, polise verdiği ifadeler ve basına yaptığı açıklamalarda çelişkili ifadeler kullanıyordu.

Kılınç'ın çelişkili ifadeleri sonrası bazı basın organlarında "Dörtyol'da ergenekon bağlantısı" manşetleri atıldı. Erdoğan da olaydan hemen sonraki Çorum Miting'inde Dörtyol'u kastederek "bazı ilçelerimizde kirli senaryoları uygulamay koymak istiyorlar" açıklamasını yaptı. Erdoğan, açıkça o dönem MHP'li olan Belediye Meclis Üyesi Bestami Kılınç'ı PKK'ya yardım etmekle itham ediyordu.

Ancak 2 yıl sonra AKP'de bütün hesaplar döndü. Erdoğan'ın "Dörtyol'da bakın kimin arabaları kullanıldı" dediği Bestami Kılınç, MHP'den istifa etmesinin ardından törenle AKP'ye katıldı. Kılınç hakkındaki soruşturmanın akibetiyse ortaya çıkmadı.

AKP'ye katılım töreni AKP Genel Merkezi'nde 9 Temmuz'da yapıldı. İşte o törende Bestami Kılınç'la birlikte Kılınç'ın sık sık vekalet ettiği Payas Belediye Başkanı Bekir Altan da AKP'ye katıldı. Altan'a rozeti bizzat Erdoğan taktı.

Hatay'da arabasıyla PKK'lıların 4 polisi şehit ettiği Bestami Kılınç kadar Payas Belediye Başkanı Bekir Altan'ın da AKP'ye katılması çok konuşuldu. Zira Altan hakkında onlarca tehdit, rüşvet, çete kurma, sahte fatura ve ihaleye fesat karıştırma suçlarını içeren soruşturma ve davalar mevcut.

İŞTE ERDOĞAN'IN O KONUŞMASI





Ulusal Kanal



"Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet" ve alçaklık...




ALÇAKLIK..



'Suay KARAMAN '

Başbakan, Afyon’daki patlama ve terör olaylarındaki patlamayla ilgili eleştirel yayın yapan medya için yine esti ve gürledi. Genelkurmay Başkanı’nı ve ÖSYM Başkanı’nı ehliyetsizlikle suçlayanları, sorumsuzluktan alçaklığa kadar söverek, şunları söyledi: “Her acı hadiseden sonra ortaya konan tavır maalesef eleştiri boyutunu aşıyor, olayı aydınlatma boyutunu aşıyor. Tam anlamıyla linç kampanyasına dönüşüyor. Kurumlara yönelik kurum personelinin motivasyonunu kırmaya yönelik milleti galeyana getirmeye yönelik bu girişimler en hafif tabiriyle sorumsuzluk, alçaklıktır.”

Başbakan zaman içinde kendi söylediklerini unutmaktadır. 2005 yılı Eylül ayında zamanın YÖK Başkanı’nı eleştirirken, (kafasını göstererek) “Burası basmıyor. Hayatta iki koyun gütmediği ve hayatı yaşamadığı için bunu kavrayamıyor” demişti. ÖSYM’nin yaptığı hemen hemen her sınavda yolsuzluk ortaya çıkarılırken, ÖSYM Başkanı’nı eleştirenlere kızıyor. Bu durum karşısında toplum şu soruya yanıt aramaktadır: ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda dört yanlış bir doğruyu götürürken, neden kırk dört yanlış badem bıyıklı bir ÖSYM Başkanı’nı götüremiyor?

Başbakan bir yıl öncesine kadar cumhuriyeti korumak ve kollamakla görevli Türk Silahlı Kuvvetleri’ni susturmak için her türlü yasal olmayan baskıyı içeren önlemleri almış, uygulamış ve kendi ordusunu terörist ilan etmişti. Günümüzde her gün şehit verilirken, Uludere olayı, Suriye’de düşürülen uçak, Afyon’daki patlama gibi olaylar gizemini korurken, Genelkurmay Başkanı’nı eleştirenlere kızmak, anlaşılır gibi değildir. 25 şehidimizin ardından Afyon Valisi’nden hediye alan Genelkurmay Başkanı’nın “ani gelişen davranış karşısında herhangi bir reaksiyon gösterememesi” ise, Türk ordusunun baş komutanına yakışmaz ve eleştirilmesi çok doğaldır.

Başbakan bu eleştiriler için “alçaklıktır” kelimesini de kullanmıştır. Başbakan 2009 yılı yaz başında içeriği belli olmayan açılıma “Amerikan Projesi” diyenler için; “bunu ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği üst düzey danışmanlarından David Phillips, 2007 Eylül ayında Türkiye’de hükümet tarafından ağırlanmış ve yaptığı görüşmeler sonucunda “PKK’nin Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Yeniden Entegre Edilmesi” başlıklı bir rapor hazırlamıştı. Hazırlanan raporun, hükümetin yaptığı açılıma yön verdiği anlaşılmıştır.

Carnegie Endowment adlı kuruluşun Türkiye ve Ortadoğu uzmanı ve CIA elemanı Henry Barkey, 2008 yılı Ekim ayında Kürt sorunu üzerineKürdistan Üzerinden Çatışmayı Önleme adıyla bir rapor hazırlamıştı. Hazırlanan raporda Kuzey Irak’taki yönetimle Türkiye’nin ilişkiler kurması, Ankara, Erbil, Washington işbirliği ile sorunun çözülmesi, PKK için genel af, Kürt sorununun demokratik temelde çözüme kavuşturulması gibi öneriler sıralanmıştı.

ABD’de kurulu Atlantik Konseyi isimli kuruluş 2009 Haziran ayında “Türkler ve Irak Kürtleri Arasında Güven Tesisi” adında bir rapor hazırlamıştı. Bu rapor da David Phillips tarafından hazırlanmıştı. Bu rapordaki görüşler ve öneriler, Türklerle Irak Kürtlerinin 13-15 Nisan 2009’da Washington’da yaptıkları toplantıdaki görüşmelere ve David Phillips’in Türkiye ve Irak’taki görüşmelerine dayanmaktadır. Bu rapordaki görüş ve önerilerin, hükümetin yaptığı açılımla örtüştüğü net olarak görülmektedir.

Zaten ABD dış politikasının etkin isimlerinden David Phillips; “Kürt açılımı raporunu Haziran 2009 tarihinde ben hazırlamıştım” diyerek, olayı aydınlatmıştı. ABD’li uzmanların hazırladıkları bütün bu raporlar ortaya çıkarılmışken, kendileri de açıklamışken, hükümetin hazırladığı açılımın “Amerikan Projesi” olduğu kesinleşmiştir. O zaman “alçak” kimdir, nerededir ve ne iş yapmaktadır?

12 Haziran 2011 Genel Seçimi öncesinde MHP Genel Başkanı, hükümetin, PKK terör örgütü ile görüştüğünü söylemişti. Başbakan bu söylem için: “kim İmralı’yla bebek katiliyle görüştüğümüzü, pazarlık ettiğimizi söylüyorsa, iddia ediyorsa namerttir, alçaktır, namussuzdur, şerefesizdir, haysiyetsizdir” demişti. Her türlü yalanlama kampanyasına karşılık, MİT ile PKK terör örgütünün Oslo’daki ihanet içeren görüşmeleri ortaya çıkarıldı. Başbakan, “Hakan Fidan’ı görüşmelere ben yolladım” diyerek, bu görüşmeleri kabul etti. Alçaklıkta, namussuzlukta sınır tanımayanların, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne psikolojik operasyon yaparken, PKK terör örgütüne psikolojik destek sağladıkları ortaya çıkmıştır.

Hukuk dışı tutum ve davranışlarda sınır tanımayan siyasi iktidar ve hakkında “görevi ihmal, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta ve kayıtlarında sahtecilik ile cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçlamaları olanlar, sıkıştıkça “alçaklık” edebiyatına sığınmaktadırlar. Devletin kurumlarına, sahte belgelerle Silivri ve Hasdal’da zulüm gören onurlu askerlerine, yurtsever ve namuslu aydınlarına, öğrencilerine karşı siyasi iktidarın ve dış güçlerin yaptığı kampanya alçakçadır. Bu alçaklık, ülkemizin geleceği için ihanettir.

Kendi siyasi kararlarını eleştiren her görüşü ‘ihanetle’ suçlayanlar, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okumalıdırlar. Özellikle “gaflet, dalalet ve hatta hıyanet” sözcüklerini dikkatli okuyunca, kendilerini göreceklerinden kuşkuları olmamalıdır. Bu alçaklıkları ve bu ihanetleri yapanlara halkımız gereken yanıtı verecektir.


İlk Kurşun

Sosyal Güvenlik Kurumu şehit ailesinden 70 bin lira istedi

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Van'ın Başkale İlçesi'ndeki birliğinde 16 yıl önce kaza kurşunuyla yaşamını yitiren Tarık Komonovalı'nın Kırklareli'nin Lüleburgaz İlçesi'nde yaşayan ailesinden, devletin bugüne kadar ödediği 54 bin lirayı faiziyle geri istedi.

Sosyal Güvenlik Kurumu şehit ailesinden 70 bin lira istedi




Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Van'ın Başkale İlçesi'ndeki birliğinde 16 yıl önce kaza kurşunuyla yaşamını yitiren Tarık Komonovalı'nın Kırklareli'nin Lüleburgaz İlçesi'nde yaşayan ailesinden, devletin bugüne kadar ödediği 54 bin lirayı faiziyle geri istedi.

Kırklareli'nin Lüleburgaz İlçesi'ne bağlı Turgutbey Köyü'nde yaşayan Tarık Komonovalı, vatani görevini yaptığı Van'ın Başkale İlçesi'ndeki birliğinde, 22 Aralık 1996 günü arkadaşının tüfeğinden çıkan kurşunla yaşamını yitirdi. Ev kadını anne 55 yaşındaki Ayşe Komonovalı ve çiftçi baba 63 yaşındaki Hüsnü Komonovalı'ya devlet, 1 Ocak 1997 tarihinde maaşı bağladı.

SGK Emeklilik Hizmetler Genel Müdürlüğü Primsiz Aylıklar Daire Başkanlığı, 24 Mayıs 2012 tarihinde gönderdiği yazıyla aileyi şok etti. Yazıda, hayatını kaybeden askerin annesinin dul ve muhtaç, babasının ise muhtaç ve çalışamaz halde olması gerektiği belirtildi ve ailenin bu şartları taşımadığı belirlendiğinden ödenen maaşın yasal faiziyle birlikte geri ödenmesi istendi.

FAİZİYLE 70 BİN LİRA

Eşinin ve kendisinin 850'şer lira ayrı ayrı olmak üzere 3 ayda bir toplam bin 700 lira maaş aldıklarını belirten baba Hüsnü Komonovalı şunları söyledi:

"Maliyeye borcumuz varmış gibi elimize bir mektup geldi. Devlet bize bağladığı maaşı 16 yıl sonra geri istiyor. 16 yıldan beri evlat acısıyla yanarken, bize bağlanan maaş geri isteniyor. Maneviyatımız gitti. Durumumuz bozuk. Biz terörist vurmanın cezasını çekiyoruz. Bizden 54 bini ana para olmak üzere faiziyle birlikte 70 bin lira isteniyor. Bizim bu parayı ödeme gücümüz yok. Gelen bu yazıyla şoke olduk ve durumu Şehit Aileleri Federasyonu Hukuk Müşaviri Avukat İsmail Kılıç'a bildirdik."

'MUHTAÇLIK ŞARTI 2 TEMMUZ'DA KALKTI'


İşlemin iptali için SGK'ya başvuruda bulunduklarını belirten Şehit Aileleri Federasyonu Hukuk Müşaviri Avukat İsmail Kılıç, "2 Temmuz'da Cumhurbaşkanı'nın da onaylamasıyla şehit ailesine malüllük ve muhtaçlık şartı kaldırıldı. Bu şart ortadan kalktığı için yapılan işlem hukuka aykırı. Eğer SGK işlemi iptal etmezse, Bölge İdare Mahkemesi'ne gideceğiz" dedi.

Yurt